« Önceki | Sonraki »

24/9/2007

Yalnızlığın Gücü

 

 

Türkiye’de son yıllarda entelektüel alanda büyük bir boşluk meydana geldi. İç siyasetin çekişmesine adanan birikimler, artık bir kaldıraç işlevi görmüyor. Dünyanın nereye gittiğinden uzak, sadece kendi mekansal düzleminde ilerleyen ve fikir serdeden insanların konuştuğu bir ülkede Cemil Meriç’i hatırlamadan geçemeyeceğim. “Aydın olmak için önce insan olmak” gerekir diyen Meriç,”Aydını aydın yapan, uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan, bir tecessüs” olmazsa olmaz diyordu. Bugün ise hakikati kucaklamayı vazgeçtik, önümüzde duran nesnenin tarifini yapamayacak bir hale gelmiş durumdayız. Üretimden oldukça uzağız, yeni bir şeyler söyleyememenin acziyeti herkesi silikleştirmiş durumda. Amerika’da yaşanan krizin İngiltere’ye sıçraması ardından Amerika merkez bankasının faiz indirimi yaptığını açıklaması, son yılların en önemli olaylarından biriydi.

 

Kapitalizmin iflas ettiğini açıkça söylediğimiz ve yerine yeni bir toplumsal düzenin kurulmasının gerektiğine olan inancımız ilk günkü heyecanını korurken, dünya piyasalarında yaşanan bu durum Türkiye’de çok fazla önemsenmedi. İngiltere’de banka kuyruklarına giren insanların mevduatlarının akıbetinden duydukları endişe, Amerika’da yaşanan mortgage krizi, sanki sıradan bir olaymış gibi yansıtıldı. İç siyasetin derin sularında boğuldu. 2002 yılından bu yana Amerikan Merkez Bankası’nın bu derece bir faizi indirimi yapması piyasaların sıcak paraya olan ihtiyacını kısmen karşılarken, krizin tamamen geçtiği anlamına gelmiyor. Uzun ekonomik tahliller yapmak yerine bulunduğumuz yerden dünya’ya biraz daha geniş bakabilirsek bazı şeyleri daha net göreceğiz. Bunu görmek içinde çizginin dışına çıkabilmeliyiz. Madem Cemil Meriç’le başladık onla devam edelim, ”Düşünmek, mutlaka yasak bölgelerin birkaçına dalıp çıkmakla olur” diyordu Meriç bunda da sonuna kadar haklıydı. Yakın zamana kadar bir

Cemil Meriç yetişmemesinin nedenlerini sorgulamayı size bırakıyorum.

 

Kitleleri harekete geçirmek zordur. Fakat kitlenin zaaflarından, açmazlarından, eksiklerinden, yola çıkarak, yani kitlenin o eksik yönlerini istismar ederek insanları peşlerinden sürüklemek kolaydır. Bizler bugün dünyanın her yerinde yalnız başına kalmış insanlarız. Kitleler bugün bambaşka söylemlerin peşine takılmış durumda. Haliyle bu durum bizi yalnızlaştırıyor, çünkü çemberin dışında duruyoruz. Yağmur yağıyor biz yağmurdan kaçmak, ya da yağmur altında ıslanmak yerine yere düşen yağmur damlalarını saymaya çalışıyoruz. Zor bir uğraş bizimkisi, ama keyifli. ”Haksızlığa sapıp, bütün insanları peşimden sürükleyeceğime, adaletle hareket edip tek başıma kalmayı tercih “ederim diyen Gandhi gibi tek başına kalmayı, onurun ve haysiyetin simgesi sayan insanlardanız. H. F Amile farklı bir karşıtlık kurarak, ”Hiçbir sorumluluk duygusu olmayan, yoksul kitlelerin kaderinden hiç bir şekilde rahatsız olmayan ve her şeyle alay eden bu eleştiri topluluklarını acayip bulduğunu belirterek asıl yadırganması gerekenlerin bu tepkisiz çoğunluk olduğunu söylüyor. Son derece haklı Amile.

 

Bu tepkisiz çoğunluk, uyuşmuşluğuyla, dünyanın gidişatında önemli bir yer teşkil ediyor. Bu geniş çoğunluğa bilinç taşıyacak ya da onları harekete geçirecek lider ve önder isimlerden de artık yoksunuz. En kötüsü de bu yoksunluk.  İnsanların öfkelerini, inançlarını, çaresizliğini, emperyalizme, para babalarına, kan emici yarasalara boca eden insanların varlığı bu yoksunluğumuzu daha da perçinliyor. Bu açıdan onlar çoğalmaya biz ise yalnızlaşmaya mahkummuşuz gibi bir durum çıkıyor ortaya. Ama bu yalnızlığın tarihe yön veren şahsiyetlerin en önemli özelliği olduğunu da unutmayalım.

 

Belki bu yalnızlık bize İslam tarihinin, o en büyük isimlerinden Ebuzer’den kalmıştır. Onun yalnız ve yalnızca kendine has kişiliği Hz. Peygamberinde dikkatini çekmiş olacak ki, yorgunluktan biçare düşmüş Ebuzer’i yalnız başına otururken gören Peygamber efendimiz, Ebuzer için “Allahü Teâlâ yalnız başına yürüyen, yalnız başına vefat edecek olan, ve yalnız başına haşrolunacak olan Ebû Zer’e rahmet eylesin” diyordu. Ebû Zer, yalnızdı, bu yalnızlık onun için belki de en büyük mükafattı, çünkü onun yalnızlığı insanlığa ve insanlara olan sevgisinden, kurduğu düşten ve durduğu zeminden geliyordu.  Dünya tarihinde hep böyle olmuştu, kim haktan ve halktan yana tavır almışsa, hep yalnız bırakılmış ihanete uğramıştı.

 

Doğarken tek başımıza doğuyor, ölürken de tek başımıza ölüyoruz. Ama bu arada geçen zamanda birlikte, ortak bir amaç için mücadele ettiğimiz insanların varlığı bize umut veriyor, yalnızlığımızı unutturuyor. Seyyid Rıza’nın idam sehpasında söylediği şu sözler ne kadar da manidardır “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama bende size boyun eğmedim bu da size dert olsun”. Bugün dünya insanlığı büyük bir buhranın içinde mevcut iktidarlar ise bunu görmezden geliyor. Coğrafyalarda, açlık, sefalet, ve göz yaşı var, bu bize dert oluyor ama onlarda şunu bilsinler ki biz bu yörüngeyi tersine çevirmek için elimizden geleni yapacağız, bu da onlara dert olsun. Bizler yalnızlığımızın ne anlam geldiğini bilmeliyiz, onlarda çoğunluğu teşkil etmenin anlamsızlığını yaşamalılar.

 

Gökçen GÖKSAL / gokcengoksal@mynet.com

Milli Gazete

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır