« Önceki | Sonraki »

17/8/2008

Don Kişot’un Yoldaşı

Gazeteniz AKŞAM’da bugün çok önemli bir yazı dizisi başladı. Dr. Murat Yılmaz’ın CEMİL MERİÇ araştırmasını mutlaka okuyun. Sanırım, kafalarınızdaki birçok yerinden oynamış taş, yerli yerine oturacak. Düşüneceksiniz.

Ben, klasik anlamda bir Cemil Meriççi değilim. Olmam da gerekmiyor. Fakat inanıyorum ki, günün birinde Türk Düşünce Tarihi, hem akademizmi özümseyen hem de toplumsal kimlikli bir düşünür olan bu isme layık olduğu değeri verecek. Cemil Meriç’ten Önce ve Cemil Meriç’ten Sonra diye ikiye ayrılarak ele alınacak.

Kendini özel sohbetlerinde Cervantes’in Don Kişotu’na benzeten Cemil Meriç, gerçekten Sol dünya görüşünden yola çıktı. Ne var ki Türk Solu; Kemal Tahir-İdris Küçükömer-Kerim Sadi ve Cemil Meriç gibi isimleri dışladı. Çünkü ya statik şablonlara göre üretecektin ya da olanı üretmeden kabul edecektin. Diğer bir deyişle aktif olmayacak, pasif duracaktın.

Cemil Meriç, farklıydı. Rasyoneldi. Bu şabloncu ve tahrip edici Sol’dan uzak durdu. Parçalanmadan bütün kaldı.

“MÜNZEVİ FİKİR İŞÇİSİ”

Bütün kalabildiği için Sağ kesimlerce de kabul gördü. Cemil Meriç, sağa sola yalpalamayı değil, kendisini ülkenin merkezine oturtmayı tercih etti. Belki de bu nedenle Sağ, zamanla onu entelektüel zirvesi olarak değerlendirdi.

Bana göre Türkiye’nin tek gerçek romancısı Kemal Tahir, deyim yerinde ise Türk Solu’nu adam etmeye çalışırken Cemil Meriç, bu arada gözlerini kaybetti. Eski deyimle uzlete çekilerek çalışmalarını, polemiklerden uzak bir aydın olarak sürdürdü. Kendi ifadesiyle “Ben, münzevi bir fikir işçisiyim!” tanımına uygun bir hayat yaşamayı seçti.

Sağ-Sol çekişmelerini “anomi” (kuralsızlık) olarak gördüğü için günlük politik polemiklerle arasına mesafe koydu. Avrasya ülkelerinin kültürel bütünlüğüne eğildi.

Batı Kültürü’nü en iyi bilen entelektüellerden biriydi. Fyodor Dostoyevski, Honoré de Balzac ve Victor Hugo’yu kendine örnek adı. Fransız aydınlanmacıları ile Rus romancılarının izlerini sürdü.

“SLOGANLAR... DELİ GÖMLEKLERİ”

Belirli çevrelerin Cemil Meriç’e yönelttikleri iki göndermeyi komik bulurum. Birincisi, Osmanlı’yı gündeme getirişi, sadece cumhuriyet nesillerince yok varsayılan, reddedilen, inkâr edilen kültürel miras ile ilgiliydi. Osmanlıcı değildi. İkincisi, düzen polemikçisi olmadığı için Mustafa Kemal ile ilgili bir politik karşı çıkışı da yoktu.

Cemil Meriç, deneme türünü şiirsel dille yazdı. İlk benzetmeleri, kutsal metinlerden esinlenmeydi: “Domuzlar, kitaplarla beslenmezler.” - “Çölde vaaz veriyorsun, kumlar perestijle ürperiyor.”

Onun için önemli olan çölde bir vaha meydana getirebilmekti. Yani sıkıntısı, bu ülkede yaşayan toplumun, okumayan ve yapay ayrılıklarla bölünmüş palyatif bir toplum haline gelmesiydi.

Beni en çok etkileyen ifadesi şu olmuştur: “Sloganlar, idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir!”

Özetle Cemil Meriç, Eski ile Yeni, Sol ve Sağ arasında köprü olmaya çalışan, bu uğurda yüreği kanayan gerçek bir aydındı.

Kaynak: Akşam Gazetesi

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır